Acele et.
Islanmak
istiyorsa çatlamış saçların Bahar kokulu toprağın yüreği gibi Yağmur
sonsuza dek yağmayacak Acele et Aç göğsünü ufuklara şimdi durmadan kalbin
Acele
et Yıldızların arasından senin yıldızını göreceğiz Ve senin çiçeğini
çiçeklerin arasından Bir defa koparacaklar Bir defa kopacak son
fırtına Bir tane sen, bir defa sen, bir defa son
Bir daha
şimdi olmayacak Bu şarkıyı bir daha duyamayacaksın rüzgarın kucağında Bu
dans, ağaçların dansı bitecek Güneş batmadan Bir defa doğacaksın Ve
bugünkü Güneş bir defa doğacak Bakınca ruhunla bak gözlerine kadının Acele
et batıyor Güneş
Bugünün
cenazesini kaldırmadan dün geceki gibi Hücrelerinle kokla tabiatı, bir daha
dokunamayacaksın Bir daha kapanmayacak gözlerin, hücrelerinle uyu Bu
elmayı santim santim ye, tüm yapraklarını öp çiçeğin Acele et kervan
göçüyor Bitmez sandığın yolun yarısına bir çırpıda geldiğin gibi Bir
çırpıda son çırpınış, son defa son dalga gelecek Okyanusun karnına göçtüğün
zaman acele etme Sonsuzluğa yetecek vaktin olacak Muhammed Bozdağ
HAYALİYLE CENNET
OLDU BU BATAK Bir ıstırap verdin bana İç
dedin Gözlerimden yudum yudum içmişim Daracık dünyaya saçılmış
kalbim Saçlarımdan püfür püfür dumanlar Tutam tutam, avuç avuç saçlarım.
Bir dağ yaptın yollarımda Geç dedin Tepe taklak, baş üstünde
geçmişim Zulüm kustu zalim mahluklar bana Yüreğim kan, ciğerim alev
alev Parça parça, bölük pörçük yüreğim
Duyguları tek tek dizdin yoluma Seç dedin İçlerinde sevgi vardı,
kin vardı Kan doldu gözlerim, kin doldu Sevsem ateş, sevmesem bin bir
ateş Ezdi beni, yıktı beni aşklarım.
Ümitleri kapattın sımsıkıya Suç dedin Dağlar ördün aramıza,
diken diktin Delinmez dağ parçaları, aşılmaz bu yol Ayaklarım delik deşik,
kucağımda dağlarım Yapayalnız, hüngür hüngür ağlarım.
Lanet ettim bu karanlık döngüye Çık dedim İç döngüler batak
gibi, çıkılmaz Al ellerim...Al kan olmuş yüreğim Bana beni bilen tek
Rabbim yeter Hayaliyle cennet oldu bu batak Rahmetinde sımsıcacık
ellerim Muhammed Bozdağ
DARACIK MENZİLİMDE BİR AĞACIM
VARDI
Daracık bir
menzil burası, bir avuç kadar dar Ağaç ol, konuşurum, duy beni yeter Ayrı
dünyamızda olsun, duyarım seni Yürek olsun sende, sevgi olsun Olsun,
yeşillik yeşersin yerinde Sen şen ol ağacım, tüm dünya kadar
El pençeyim,
mahzunum bugün Bekleşen ruhlarımızda dolaşan asırların rüzgarında Dans
ederken engin eğlencelerinde sen Mahzunum, dostsuzum, yalnızım Evladım
bile unuttu beni, dağlarım unuttu Kokularını paylaştığım çiçekler şimdi Ve
varlığımı paylaştığım fani “sevdiğim” Şimdi senin göğsünde şenliği
hayatın Bağrındaki kuşlardan biri de ben değilim
Benim
selvimi özlüyorum şimdi Başımı okşayan bir şefkat eli vardı Dünyayı
görürken gözlerim Göğsünün sıcaklığında kaybettiğim Şimdi başım senin
kollarında selvim Senin dallarında ellerim
Saçlar
yemyeşil de olurmuş Çiçeğe dönermiş dudaklar Emanet bedenimi özlüyorum
şimdi Bahçendeki çiçeklerde kendimi arıyorum Yaprak yaprak inleyişlerini
duyuyorum Bir zikir günü ki bugün gecemi kaplar Fani ağacım başucumda,
sevdiğim ağacım Bugünkü günüm bir gün senin de gecene dolar Sendeki
emaneti de teslim alır toprağın
Bir gün
seninle de kavuşacağız Kana yaprak kemiğe odun Bedenimiz eriyip gitmiş
olacak İkimizin ağacı doğacak yeniden Çürümezse benim bir mezar
başlığım Senden bir kaç odun parçası Ve benden bir kaç kemik kalacak Ve
eğer senin de bir ruhun olursa Bahçemiz ikimizin olacak
Şimdi
Baki’yi özlüyoruz birlikte Fenadan bekaya seyahatin hayalleri Bu bir avuç,
bu daracık menzilde Tek tesellimiz bizim şimdi Muhammed Bozdağ
Gerçek
Muhabbet
Çiçeklerin
dudaklarından yalnızca arılar mı öper? Yalnızca rüzgar mı okşar ağaçların
saçlarını? Yıldızlar mı halay çeker dilber yüzlü Ay’ın
çevresinde Kıskanmamak elimde değil Ben de varım diye haykırırım
gizlendiğim mağaradan Ben de arıyım, ben de rüzgarım, ben de
yıldızım Benim yıldızım Ben de varım diyen dünyalar sıyrılır aradan.
Dalgalarla
dans eden ördeklerin dünyasını Arılarla dans eden çiçeklerin dünyası
kucaklar Ocaklar tüter bizim mağaramızda, ocaklar söner Dünya döner,
yürekler döner, güneşler dinler Ellerim şakağımda karanlık, toprağım
ıslak Tamtamlar yükselir dışarıdaki bahardan, kokusunu alırım. Kış gider,
yaz gelir, gizlendiğim mağarada Ben hala yalnız kalırım.
Başımın
tepesine bir hayat damlar buluttan Dağdan fışkıran volkan gibi ben mağara
adam Toprağın arasından başımı kaldırırım yemyeşil Bahar
mevsiminde Neredesin dar kafesimde özlediğim Güneş Neredesin yüreğimde
gizlediğim sevinç derim Sıyrıldığım mağaradan yağmur gibi
haykırırım Cennet gibi bir dünya sıyrılır aradan
Çiçeklerin
dudaklarındaki aşkı anlatamam Anlatamam ovalarda kelebeklerle sevişmek nasıl
bir duygu Yıldızlarla göz göze gelince bulutlar bizi yalnız
bıraktığında Ağustos böcekleriyle muhabbetimizi Oynaşmalarımızı denizin
dalga dalga kucağında Sırrımızı sadece sen biliyorsun Anlatamam, kendimi
ateşe atamam. Muhammed Bozdağ |