Merkez||Kalıplar Bizi Sınırlıyor||Hizmet Şahıslarla Yürür||Beyin Yorulmaz mı?||Altşuurun İkna Edilmesi||Dünya-İnsan Kovalamacası||Kazanmanın Anahtarı Şükürdür||Şefkat Nedir?||Hedefinizi Nasıl Tanımlarsınız?||Hedefe Kilitlenmenin Yolu||Şuuraltının Şimdi Zamanı||Erdoğan Özdemir Tezkeresini Aldı||İki Düğün ve Üç Ölüm||Hayatın Israfı:Tembellik
Geçtiğimiz hafta sonu bir kardeşimizin düğününe iştirak etmek,mutlu günlerini paylaşmak üzere Kayseri’deydik. İhlaslı kaymakamlarımızdan biri,İstanbul’dan gelen mühendis arkadaşlar ve misafiri olduğumuz Mustafa kardeşimizin,Yahya hocamızın nurani makamlarında hasret giderdik.
Sevgili Peygamberimizin (asm) “Kişinin sahip olduklarının en değerlisi Allah’ı zikreden bir dil, Ona şükreden bir kalp ve iman doğrultusunda yaşamasına yardımcı olacak bir eştir.” Buyurduğunu bilirsiniz. Aile hayatının tahrip edilmeye ve genç neslin bataklığa çekilmeye çalışıldığı kıyamet asrında Allah’ın şefkatine liyakatli kullara şahit olmak hepimizi sevindirir.
Güzel bir diyardı Kayseri. Daha önce Kayseri’ye helikopterle inmek zorunda kalmıştık. Zenginler diyarı olmuş bu şehir. Belediye başkanlarının başarıları da hayranlık verici. Ve Erciyes’in buz gibi suyu. Karadeniz’in yaylalarını yaşadık bu şehrin dağlarında ama yeşillik bakımından Karadeniz bölgesiyle kıyaslanamaz.
Ve nihayet mutlu bir gündü o gün. Oysa çok geçmeden Erciyes dağının eteklerine doğru yaklaşırken ikindi vakti Hisarcık’ta bir ölüm salasını dinledik. Kamyonun Hasan vefat etmişti. Bu vefata bir başka vefat haberi daha eklendi. Bir kaç gün önce Belediye başkanının dört yaşındaki küçücük kız çocuğu basit bir su kanalında takılarak boğulmuştu. Bu çocuğun halinin verdiği ıstırapla Ağrı-Diyadin’de teröristlerce katledilen bir ailenin trajedisini hatırladık. 6 yaşındaki küçük Canan yıkılan duvarın arasında sıkışmış; bütün vücudu elbiseleriyle beraber kemik dokuya kadar yanmıştı. Otopsi raporunu gözyaşıyla okudum.
Bir yanda mutluluklar; öteki yanda da mutluluklar...Ama bizim yanımızda kalan hüzün... Allah’ın rahmeti varken, Canan ebedi hüzne kavuşmuş değildir. Gerçek hüzün insanların gafletinden doğar ve büyür. Allah’ın rahmetinden başka teselli bulunacak ne var ki ?..
Belediye başkanının çocuğu saatlerce zihnimden silinmedi. Çarpıcı güzelliğiyle gafil insanların nazarına mı kurban gitmişti çocuk?.. O babanın acısının benzerini kendi hayatımda tatmamak için dua ettim. Dünyaya gelişle dünyadan ayrılışın; sevinçle hüznün acayip bir karışımı yaşandı o gün. Yabancı olduğumuz halde küçük çocuğun peşinden duyduğumuz hasret, parıldayan mangalımız ve Yahya hocanın içtenliğinin verdiği sevinçle yoğruluyordu. Benliğimizi kuşatan gaflet ne kadar da kalınmış. Aman Allah’ım... Yolculuğumuzun bizi de bekleyen dünyadaki son durağını düşünmeyişimiz...
Bediuzzaman “Aklı başında olan insan ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiğine mahzun olmaz.” der. Evlilik ya da ölümün dünyevi cihetinin vereceği ne hakiki mutluluk ne de hakiki hüzün vardır. Bütün bunların ahırete dönük yüzlerini kazananlara müjdeler olsun,sevinçler olsun. Ve yine bunların ahırete dönük yüzlerini kaybedenler için eyvahlar,eninler,yazıklar...
Bu hafta sonu da -inşallah- Trabzon’da bir başka kardeşimin mutlu gününe şahit olacağım. Bu mutlu günlerden benim aldığım hisse, masum ve sevimli bir çocuğun hasretli ayrılışına benimde gün be gün yaklaştığımı görmem oldu.
Bir de hasreti sonsuza kadar çekmek üzere ayrılışlar var. Hayatımızın mutlu son bulacağından ne kadar da emin olarak çabalıyoruz. Uğrunda didinip de dünyaya saklamayı yeğlediğimiz mal , karşısında çakılıp saatlerce seyrettiğimiz televizyon ve daha birçok lüzumsuz iş yanımıza kar kalır mı?
©Yüksek Yetenek Muhammed Bozdağ 1999